erins personal: Nisan 2006

Cuma, Nisan 21, 2006

küçük bir ayrıntı


le petit prince : Yetişkinler sayıları severler. onlara yeni bir arkadaş edindiğinizi söyleseniz,asla önemli konularda sorular sormazlar. Size asla " sesi nasıl ? En çok hangi oyunları sever ? Kelebek koleksiyonu yapar mı ? " demezler. Onun yerine : "kaç yaşında ? kaç kardeşi var var ? kaç kilo? Babası ne kadar kazanıyor ?" die sorarlar. Yalnızca bu sayılarla onun hakkında bir şeyler öğrendiklerini sanırlar. sayfa 19



Pierrot le Fou : Radyoda haberler spiker tarafından okunmaktadır bir çatışmada 115 kişinin öldüğü haberi okunur Bu esnada marienne ve ferdinand arabada haberleri dinlemektedir.
marienne: korkunç değil mi ? çok belirsiz.
söyledikleri 115 gerilla ve bize hiçbir şey ifade etmiyor.Şimdeye değin hepsi birer erkek ama biz erkek olduklarını bile bilmiyoruz. Karısını sevip sevmediğini, çocukları var mı yok mu , sinemayı mı veya tiyatroyu mu tercih ettiğini bilmiyoruz.tek söyledikleri şey 115 kişi öldürüldü

Çarşamba, Nisan 19, 2006

a separate peace (bir başka barış)

Dün bitirdiğim kitabı buraya yazmak istedim.Bu kitabı nerden bulduguma gelince daha önce burada eleştirisini yazmış oldugum "sideways" filminin bir bölümünde kitaptan bir bölüm okunuyordu.Ben de kitabı aradım taradım buldum. Kitap amerikan klasik eserler arasında kabul ediliyor. daha çok lise seviyesinde okutulan bir kitap lakin ben bunun erişkinler için yazılmış olduğunu düşünüyorum; çünkü o yaşlardaki bir gencin bu kitabı tam olarak kavyrabilmesi ve kitabın derinliğine inmesi pek mümkün gibi görünmüyor. Kitap 1940ların başında bir yatılı okulda geçiyor.Aslında iki zaman çercevesi içersinde ele alınmış yaz zamanı ve kış zamanı diye ama genel olarak Savaş yılları. Tabii savaşa değinmeden geçmiyor kitap. Savaşın bir çocuğun üstündeki yansımalarını ve Amerikan toplumu üzerindeki etkilerini anlayabiliyoruz. Bunun yanında kitabın esas konusu savaş değil. Savaş sadece yan tema olarak verilmiş. Asıl irdelenen konu , dostluk,kıskançlık, ihanet , dürüstlük gibi karakterin o yıllarda oluşturulduğu temel değerleri sorguluyor. Bunu o kadar iyi yapıyor ki kitaptaki tasvirler çok derin ve kitapta pekçok metafor var.Bu kitabı bu kadar çok sevmeme neden olan şey buydu.Kullanılan dil hem çok akıcı hem çok şiirsel hem de yıkıcı bir psiklojik derinliğe sahip. Biraz da beni kendi lise yıllarıma götürdü okurken.O çocukluktaki yaşananlar ileride bizim karakterimizi ve davranışlarımızı oluşturuyor. Bu yüzden herkesin okuması gereken bir başyapıt. Yanda görülen resim aslında kitabın esas meselesini ortaya çıkartan nesne: "Ağaç". kitap çatışmanın nesnesini ağaç olarak ele almış. Kitabın büyük bir çoğunlugunda bu ağaçtan dem vuruluyor.Bir insanın gelişiminde bir nesnenin bu kadar iyi verilmesi ustalık gerektiren bir iş. John knowles bunu gayet iyi başarıyor.Kitaptan bir bölüm aktarmak gerekirse: This was the tree, and it seemed to me standing there to resemble those men, the giants of your childhood, whom you encounter years later and find that they are not merely smaller in relation to your growth, but that they are...shrunken by age...(for) the old giants have become pygmies while you were looking the other way."
(Chapter 1)


meali : Aradığım ağaç buydu. Tıpkı çoçukluğunuzdaki devlere benziyordu.O devler yıllar sonra sadece büyümenize göreceli olarak değil, gerçekten yaşlandıkça da küçülmüşlerdir.

Salı, Nisan 18, 2006

bir diyalog kurmak gerek mi halkla?

Uzun süredir yazmıyorum, yazacak nedenim bile yok. İnsanın en kötü zamanı nedensiz olarak yaşamaya kendini zorlamaya başladığı zamanlar.Kimseyle iletişim kurmak gelmiyor içimden.Bunun nedeni ise yaşam kalitesinin çok düşük seviyelerde seyrettiği yerlerde bulunmam.Bunun en büyük sahasını ne yazıkki üzülerek söylüyorum "üniversite" oluşturuyor.Bu kadar boş muhabbetin içersinde yer almak bile istemiyorum. Hatta derslerde bile bulunmak istemiyorum. diğer bir neden ise öğrenciligin verdiği bir parasızlık durumundan ötürü ucuz mekanlarda takılmak. Buralarda da benim istediğim sözcükler havada dolanmıyor.Şimdi daha iyi anlıyorum insanın en iyi dostu kitaplarıymış. Bunu diyen zatın da heralde çok arkadaşı yoktu. Zaten arkadaş edinmek de istemiyorum. O kadar kalitesiz yaşıyoruz ki herhangi bir yeniliğe ayak uydurulabilmemiz anca modası geçince mümkün oluyor. Geri kalmış bir ülkeyiz. Geri kalmış bir medeniyetiz. medeni olmanın uzağındayız.

Onlar kazandı. Bugun elektrik dairesinde başımdan geçen olayı anlatayım: millet kuyrukta faturalarını yatırmak için bekliyor. 2 gişe olmasına rağmen tek gişe çalışıyor arkadan bir bayan çıkışıyor: "neden tek gişe çalışıyor, vakit nakittir..." gişedeki adam şikayet edebileceği numarayı söylüyor. millet ise çıkışan kadına kızıyor: "bak adamı işinden ediyorsun , geldiğinden beri şikayet ediyorsun. Biz memnunuz halimizden" ben ise durumu iki şekilde değerlendiriyorum: birincisi millet o kadar inançsız ki bir şeylerin değişebileceğine şikayet etmenin ve yakınmanın anlamsız olduğunu, hakkını aramanın vakit kaybı oldugunu düşünüyor ikincisi ise daha tehlikeli bir düşünce, her şeyi o kadar kanıksamış ki millet, üstten hangi karar çıkarsa çıksın dünden razı vaziyette.Kimse sesini çıkartmak istemiyor.böyle millet her şeye müstahaktır demek kalıyor bana.bu ülkede hakkını aramak "muhalefet" olarak algılanıyor. marjinal oluyorsunuz veya "devlete karşısınız, bir solcusunuz." sivil topluma üye olan herkes solcudur mantelitesi var. örgüt diyince akla yasadışı şeyler geliyor.
Zihnimiz bulanmış. farklı fikre saygı yok. farklı kimliğe tahammül yok.Bu kdr ot insan toplulugu karşısında insan kılını bile kıpırdatmak istemiyor çünkü kılını kıpırdattıgı an zaten siniri bozuluyor, engellerle karşılaşıyor. ne haliniz varsa görün.