erins personal: Çoğunluk

Çarşamba, Mayıs 18, 2011

Çoğunluk

Godard sinema için şunu söyler : " sinema sosyolojiye benzer, küçük bir örneklemle bütünü anlatmaya çalışır demiş. Ben ise bireyler için şunu söylerim, bireyler sıvıya benzer içine girdikleri kalıbın şeklini alırlar. Çoğunluk filmi bu iki söylemin birleşiminden oluşuyor. Elimizde malzeme olarak üst orta sınıf Türk ailesi var. Bu ailenin bir reisi (baba) onun köleleri var, bunlar : Evlenerek kısmen kendini kurtarmış büyük oğlan, hayatında hiçbir anlamı olmayan, kendi yolunu çizememiş küçük oğlan (mertkan) ve tek görevi ailesine hizmet etmek olan çok mutsuz bir anne var. Tipik bir ataerkil aile, her şeye baba karar veriyor, diğerleri dinliyor. Aslında bu filmin türdeşi olarak Haneke'nin " das weisse band"la eş tutuyorum. İkisinin meselesi de aynı. Bir çocuktan nasıl "zalim" bir toplum yaratabiliriz ? Hemen akabinde Türkiye gündemiyle alakalı ve filmde geçen annenin mertkan'a sarf ettiği " Nasıl sizin gibi duygusuz insanlar yetiştirdim" repliğiyle analoji kuruyorum Rakel Dink'in şu sözlerini : "Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim". Benzerlik bu ya "film gerçekten de çok karanlık" yok öyle böyle değil görüntüler çok karanlık, zannediyorum bu Yılmaz Güney'den sonra yapılmış ender toplumsal gerçekci filmlerden bir tanesi, bu anlamda çoğunluk filmi aslında azınlıkta, gişe başarısı da bunu destekler nitelikte.
Film faşizmin derinliğini sorguluyor, tıpkı haneke'nin beyaz bandında yaptığı gibi " ötekileştirme, ezme, ayrımcılık, milliyetçilik, din - kutsal değerler ve sınıfsal ikiyüzlülük " kavramları tek tek ortaya seriliyor baba figürü üstünden. Biz Mertkan'ın çaresizliğini, üzerine biçilen kostümü zorla giydirilişini izliyoruz. Mertkan sorumsuz, umarsız, boşlukta, hayattan hiçbir beklentisi yok. Tipik bir kayıp genç, zira babası onun için hayatını şekillendiriyor. Tüm kararları onun için alıyor, daha açılış sahnesinde bunu görüyoruz. Mertkan' ın küçüklüğü ve babasını takip etmesi ve onun gibi olması, dolaysıyla mertkan'ın kaçacak, bu hayatı değiştirebilecek bir alternatif modeli de yok. Tek yapabildiği şey onun gibi boş arkadaşlarıyla arabayla turlamak, AVM'lerde çay içmek, telefon muhabbeti yapmak vs vs... Bu esnada sürekli gittiği fast food büfesindeki " Vanlı kız Gülle" samimi oluyor. Gül Van'dan kaçıp gelmiş 20'li yaşlarında kaçacak bir delik arayan, bir sıçrama yapmak isteyen gültepe varoşlarında yaşayan kürt bir kızdır. Mertkan ona karşı pek bir şey hissetmemektedir aslında, sadece içinde bulunduğu çaresizlikten ötürü tek sığınacak kapısı Güldür. Bu noktada mertkan'ın sınıfsal ikiyüzlülüğünü görürüz arkadaşlarıyla beraberken kendi lümpen kültürünü sergilemektedir kızla ciddi bir mevzu olmadığını dile getirirken, lakin hareketleri ve ahvali kıza gönülden bağlı olduğunu göstermektedir; fakat içinde bulunduğu sınıfsal ikilem ona bi karar vermesi gerektiğini tembihleyecektir. Bu noktada devreye baba ve arkadaşlar girer. İşte burada " henüz evremini tamamlayamamış çarpık orta sınıf ahlakı devreye girer ve "etiketi" yapıştırır. Aslında örnekleme baktığımız zaman bu ailenin üst orta sınıf oldugunu söyleyebiliriz, nitekim baba inşaatçıdır ve 2 adet lüks arabaya sahiptirler. Tabii burada kullanılan inşaat mesleğini ben bir metafor olarak değerlendiriyorum. Bina aslında toplumu temsil etmektedir, toplumun hangi değerlerle inşaa edildiğini yönetmen gözümüze sokarken aslında metafor kullanmıştır. Orta sınıf ahlakı baskın çıkan bu durumda Mertkan kızdan ayrılır ve babasının inşaatlarından birinde sürekli kalmaya başlar. Böylelikle haytalık bitecek, zaten sözde açıkögretim fakültesinde okuyan mertkan kaydını silderecek ve vatan için askerlik yapacaktır. Mertkan üstüne biçilen bu rolü benimser ve gitgide babasına benzer; ama vicdanen rahatsızdır, burada çokca dostoyovskivari sahnelere ve demirkubuz sinemasına benzer açılımlar görürüz. Vicdanıyla baş başa kalan mertkan, bu ezikliğini üstünden atmak için babasından silah talep eder, böylelikle o da çoğunluğa dahil olur. Final sahnesine ayrı bir parantez açmak gerekir. Her şey başladığı yerdedir. Herkes kendisine biçilen rolü oynarken, televizyon hiç kapanmamıştır.

Etiketler: , , ,

4 Comments:

At 11:33 ÖÖ, Anonymous Adsız said...

Sevgili Semir,

Eline sağlık çok güzel yazmışsın, sinemaya karşı bu kadar ilgili ve bilgili olduğunu bilmiyordum.
Çoğunluk filmini izlemek istiyorum bir türlü daha nasip olmadı.
Blogun çok güzel olmuş.

Görkem Göral

 
At 1:43 ÖS, Blogger erins said...

saolasın görkem, veririm abi izlersin

 
At 5:30 ÖS, Anonymous Adsız said...

...
durumumuz basta ve sonda ayri ayriysa basta ve sonda ayri ayri oldugumuzdandi
...


yld

 
At 10:02 ÖS, Anonymous Adsız said...

çok güzel yazmışsın, yalnız gözden kaçırdıgın bi iki nokta olmuş sen filmi sdc ana karakter üzerinden değerlendirmişsin fakat aslında yan oyuncular da filmin msjın verilmesinde etken rolü oynadılar. mesela mertkan'ın kankası ersan, tipik bir türk genci, ikiyüzlünün önde gideni toplumda görülen en yaygın örneklerden biri, kadınlarla birlikte olamayınca travestilere yazan iğrenç bi tip, ikincisi çok erkek gözünden bakmışsın gül ve anneyi es geçmişsin.Anne çok yalnız ve kanser glb ama kimsenin umurumda değil baba ve çocuk sürekli aynı şekilde kadına davranıyorlar. eve girişleri bile aynı, kadının evde adı yok. anne tamamen hizmetçi oglu aglarken bile meyve getireyim mi diyor. mertkan Gül'ü kullanıyor bence sdc cinsel açıdan ilgi duyuyor. Onun yanında olmadı destek vermedi. Bu filmde kadının adı yok.

Ezgi

 

Yorum Gönder

<< Home