BABİL : BİR FİLM ASLA BİR FİLM DEĞİLDİR
Sanatın gücü ve değeri, ifade ediş biçiminde yatar ve ifade ediş biçiminiz sizi sanatsal/akademik tartışmaların merkezine getirir; zira getirdiğiniz yorum yenilikçi mi veya bir şey anlatıyor mu şeklinde değerlendirmelere tabii tutulur. Bu noktada eğer elimizde bir Inarritu filmi varsa bu 2 temel soruya evet diyebiliriz genel anlamda. Kurguya getirdiği yenilikçi anlatımla ki bunu "Amores Perros"la başlattı ve serinin 3. halkasında da bunu sürdürüyor. İkinci noktada ise çağdaşlarından farklı olarak hem evrensel sorunları sanatsal bir düzlemde ele alıp hem de büyük kitlelere ulaşıp, popüler kültürün içine geçebiliyor. İşte tam da bu noktada bu filmin temel probleminin bu olduğunu düşünmekteyim. Bu düşüncelerimi yazının ileriki safhalarında açıklayacağım.
Filmin isminden yola başlamadan önce, Babil'in nasıl okunmasının gereklerini sıralayalım; neden diye soracak olursanız filmin çok fazla alt mesajı var ve de film pekçok zor konuyu ele alıyor ve bunları iç içe geçirerek aslında çok zor olan bir şeyin üstesinden kısmen de olsa başarılı bir şekilde altından kalkıyor.
İlk olarak bu temaların kabaca taslağını çizelim. Birincisi Politik ve Sosyo kültürel etmenler açısından değerlendireceğiz. İkinci sıraya ise dini ve ahlaki altmetinleri yazalım. Üçüncü ve son olarak da Bireysel/individual etmenleri koyacağız bu bireysel etmenleri de deşip iç faktörler ve dış faktörler olarak ikiye ayıracağız. İç faktörlere kişilerin seçimlerini, psikolojilerini ve insan doğasını irdelerken dış faktörlere ise dinsel bir etmen olan ahlakı koyacağız ve ikinci olarak da birey-otorite ilişkisini inceleyeceğiz.
Film Amerika, Fas, Meksiko ve Japonya olmak üzere dört farklı ülkede geçiyor ama filmin ismi neden "Babil" sorusuna iki farklı açıdan yaklaşmak istiyorum: Birincisi dini; ikincisi ise politik etmenlerden. Babil ismi tamamen metafor olarak kullanılmaktadır. Bu metaforu açmak da fayda var. Birincisi dini olarak incelersek Tevrat'ın Yaradılış bölümüne bakmak gerekir. Babil lanetlenmiş bir yerdir. Tanrı, insanların asıl inşaa nedeni olan Tanrıya ulaşma fikrini hoşgörmüş; fakat insanın temel doğasında olan iktidarı kontrol edememesinden, bu heybetli yapının ihtişamından dolayı kendini tanrı kadar güçlü gördüğünü zanneden insanoğluna ders vermek amacıyla yeryüzüne inip o zaman tek lehçede konuşulan dili farklılaştırmış ve insanların birbirleriyle anlaşamamasına neden olmuş, neticesinde dilsel ve kültürel farklılıklardan dolayı binanın yapımı kendiliğinden durmuştur. insanlık had bilmezliğin cezasını kıyamete kadar anlaşamamakla ödeyecekti. O günden bugüne anlaşılmazlık o kadar arttı ki bir kısım insanlar bunun önüne geçebilmek için dünyada sadece kendi dillerinden olanların yaşamasına izin verme tasarısını akıllarına koydu: güçlü olanın dilinin karşısında olan bütün diğer dillerin insanları yok edilmeye, aşağılanmaya ve dışlanmaya başladı. Dersini almış gibi görünen ve göğü tanrıya bırakan insanlar yukarıya doğru değil de yatay olarak yeni bir hayali kuleyi inşaa etmeye koyulmuştu artık. Dünya doksan derece çevrilmiş gibi hayal ediliyor ve düşlerde bile olsa tanrıya karşı hile devreye sokuluyordu. İnsanlar Tanrı'dan uzaklaşmışlar ve artık kendileri aralarında bir güç savaşı vuku buluyordu. İnsan kendisini cezalandıracaktı ve şimdi olan da buydu. labirentler içerisinde kaybolan insan bu kaybolmuşluğunu dillerin ve dolayısıyla kültürlerin çokluğuna bağlayarak çözüme erdiğini düşünmekteydi: üstün dil, üstün kültür korunacak, gerisi dünyadan sürülecekti. İşte tam da bu noktada Babil ismini ikinci açıdan irdelemek yani filmin adının politik bir mesaj içerdiğini söylemek gerekiyor. O da günümüzün siyaset bilimi
terminolojisinde " Medeniyetler Çatışmasına" denk geliyor. Bu çatışmanın merkezinde de Amerika'yı görüyoruz. Bu yüzden yönetmen burada çok akılcıl davranarak yer yer içinde yaşadığı toprakların politikalarını bilinçaltından tokatlıyor.
Filmin ismi bile bu kadar çok mana barındırıyorken, kare kare filmi izlerken sahnelerin pekçok yaklaşımla açıklanabilir oluşunu ve de Inarritu'nun bunları bize hissettirmeden sanki 4 farklı insana özgü basit bir hikaye anlatışını ve bu 4 farklı insanın aslında bir hikayeye bağlandığını onun hangi maharetiyle açıklayabiliriz. Sanırım evrensel kodları insana indirgemesinde bu meseleleri sıradan gündelik hayata bağlaması onun usta olduğu bir iş.
Bu bir politik film. Yukarıda anahattından değindiğimiz noktaları açarsak ilk sıraya Batı-Doğu toplumu çatışmasını oryantalist açıdan bakan Amerika'yı bize izlettiriyor. Bunu her iki açıdan da başarılı bir şekilde yapıyor, hem mikro hem de makro. Makro açıdan değinirsek Faslı iki küçük çocuğun tüfeğin menzilini ölçmek için rassal bir hedef seçip ateş etmeleri sonucunda istemsizce otobüste Fas'ın paketlenmiş turizmini satın alan Amerikalı turistlerden Susan'a isabet ediyor. Fas'ın reel yüzü otobusün içindeki steril klimalı Fas'ı delip geçiyor. Tek mermiyle de savaş etkisini görüyoruz. Olay Amerikan haber ajanslarından bir terörist eylem çerçevesinde boyut kazanıyor, böylelikle işin içersine uluslararası diplomasi giriyor. Bunun da beşeri ilişkilere yansımasını görebiliyoruz. Beşeri kısım es geçilerek yani Susan'a siyasi sebeplerden ambulans gelmezken öbür yanda hemen soruşturma başlatılıyor. Bunun gibi çok küçük küçük altmesajlar mevcut filmin içersinde. Birkaç mikro örnek vermek gerekirsek : Lokantaya gidip coca-cola içmeleri ve özellikle kameranın kola tenekesine odaklanması. Kadının suyun membasına güvenmediği için buzu reddetmesi ve de Faslıların yemek yeme stili. Benzer durumların ülkelere göre mukayeseli karşılaştırma yapılması. Amerikalı çocuklar - Meksikalı çocuklar. Amerikan polisi- Fas polisi- Japon polisi.
Bu sosyo-politik/kültürel bir film Göçmenler, ötekileştirilenler, Engelliler, ensest... Üsttekilerin ve alttakilerin filmi. Önyargılar sonucunda ötekileştirilenlerin filmi. Bir önceki paragrafta son satırda belirttiklerim de buraya giriyor.
Bu Bir Ahlak filmi Faslı küçük çocuk Yusuf'un eylemleri mi bizi bu noktaya getiriyor ? Silah ne işe yarar ? Silah, kullanılan kişi tarafından yok edilirse insanoğlu tövbe eder mi ? yoksa onun bu eylemi yapmasının temel nedeni ona çevrilen başka silah mı ? Suçluların cezasını masumlar/çocuklar mı çeker ? Yusuf - Ahmet; Yusuf - Susan; Fas polisi- Ahmet; Santiago- Amelia; Richard+Susan - ölen bebekleri, Japon baba - kızı, peki gerçekten suçlu var mı ?
Bu bir birey - otorite filmi. Dört durumda da kişilerin, kurumlarla çatıştığını görüyoruz. Hepsinde birey - polis çatışması mevcut. Aynı zamanda bireyler diğer aidiyet bağı olduğu bireylerin otoritesiyle de çatışıyor. Yusuf, abisini dinlemedi. Bakıcı Amelia, baba Richard'ın sözünü dinlemedi. Japon kız, babasını dinlemedi. Santiago, teyzesi Amelia'nın sözünü dinlemedi.
Bu bir çaresizliğin ve yalnızlığın filmi Richard ve Susan çaresizlikten ve yalnızlıktan Fas'da tatildeler. Amelia çölün ortasında yalnız ve çaresizlikten tutuklanmayı göz önüne alarak polisten yardım istiyor. Yusuf çaresizlikten polise teslim oluyor ve beni öldürün diyor. Santiago çaresizlikten polis kontrolünden yasadışı yollardan kurtulmaya çalışıyor. Susan çaresizlikten altına işiyor ve çaresizlikten steril olmayan bir ortamda tedavi görüyor. Japon kız, kalabalığın içinde yalnız ve çaresizlikten bedenini ön plana çıkarıyor.
Bu bir iletişimsizlik filmi Kimse kimseyi anlamıyor. Anlamak istemiyor. Kültürler kaynaşmıyor. İnsanlar birbirlerine yabancılaşıyor. Herkes ötekine önyargıyla bakıyor.
Bu acının filmi İster Zengin ol ve insan fakir, herkes acıyı farklı bir şekilde tadar. Alttakiler yaşamlarıyla öder. öbürleri farklı bedeller öderler ve bunu ölene kadar yanlarında götürürler. Herkes bir şey için diyet öder. Tek bir hata tüm hayatınızı mahvedebilir. Tüm varlığınız gidebilir, tüm çabanız bir anda sıfırlanabilinir, bir hatanın bedeli onarılamaz yaralar doğurabilir. İnsan Tanrı ile rekabet etmek / kumar oynamak istediği için her zaman yenilgi kaçınılmazdır. Bunun için İnsanoğlu güçsüzdür.
Genel olarak film büyük laflar etmiyor, ama yüzünüze sert bir tokat atmayı beceriyor. Amma velakin bir politik duruş sergilediği ve tutarlılık baabında incelenirse, en başta belirttiğim gibi popüler kitlelere ulaşmak adına Inarratu tribünlere selam ediyor. Haneke gibi kötümser bir son hazırlamıyor. Amerikalıları mutlu etmek adına hiçbir Amerikalıya fiziksel zarar verdirtmiyor. Çölde mahsur kalan Amerikalı çocuklar kurtuluyor. Susan sapasağlam evine dönüyor. Japon kız, polise " annem intihar etti " yalanı ortaya çıkınca onun intihar edeceğini düşünüyoruz ama olmuyor. Hikayenin sonu havada kalıyor. Her şeye rağmen film kendini bir dakika bile sıkmadan izlettiriyor ve de muhteşem bir görsellik ve müzikler sunuyor. Bu filmi beğendiyseniz şayet Syriana, traffic, Code Unknown, Crash (2004), Before The Rain, Magnolia filmlerini izlemenizde fayda var.




0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home