erins personal: Eylül 2005

Salı, Eylül 27, 2005

türkiye ayrımcı bankası

Geçenlerde işim, okul harçını yatırmak üzere iş bankasına düştü.Gittim sıra fişimi aldım. önümde 3 kişi var. İyi dedim kendi içimden fazla sürmez diye sevindim.bana bir kişi kala içeriye birisi girdi kredi kartını okuttu ve sıra fişi aldı. sonra paaam bilindik ses ve sıra no :64 alla alla dedim kendi içimden benim sıra no niye 500 küsürlü bir şeyken 64 yandı dedim. bir baktım ki o demin içeri giren kadın işlemini hallediyor neyse dedim bir kişiden bir şey olmaz ama olacak şey değil özel müşteri ya kendisi işi de kendisi gibi özel, uzadıkça uzuyor tam bu esnada biri daha geldi içeri o da kredi kartını okutturdu ve sıra fişi aldı Ondan bir sonra gelen kişi bu sefer goldkart ını okutturdu bir sıra fişi aldı.yaklaşık 5 dakika sonra shirli lamba yandı ve "4" gibi bir rakam gördüm meğersem bu da goldkartlar içinmiş. Goldkartlı bey geldi ve onun da işlemi uzadıkça uzadı tabi ben krizlerdeyim gene. Bankaya içimden sayıp sövüyorum oysaki benim işlemim yalnızca 30 saniye sürecek elimde tam para harcı yatırıp makbuzumu alıp gidicem ne hesabımdan bir yere havale çekecem ne banka hesabıma para yatırıcam veya ne işlem yaptırıcam ne de hesabımdaki parayı dövize çevirecem.Benim bir sıra önümdeki bey sinirlendi ve dedi ki bu ne biçim biz 10 dakikadır bekliyoruz bize sıra gelmiyor bizden sonra gelenler işlem yaptırıyor hemen görevli kişi: Kredi kartlı olan müşterilerimize ayrıcalık tanıyoruz diye ahkam kesince ben de artık dayanamayıp "ne demek ayrıcalık tanıyoruz hem de kendisini her zaman Cumhuriyetin değerleriyle özdeşleştirmiş bir banka bunu bana söylüyor bknz halkçılık tabii tepkimiz orada ses bulunca hemen ekstradan bir gişe açıldı ve işimi 1 dakikadan az bir sürede hallettim ve bankadan çıkarken bir daha türkiye iş bankasına uğramamak adına söz verdim (tabii yalan oldu çünkü ikinci dönem gene harç parası yatırılcak). Cumhuriyetin geldiği nokta düşündürücüdür sistem artık paralıdan yana işliyor bunu da alenen hiç korkmadan söyleyebiliyor eskiden iktidarın paralı kesimde olduğu kanunların onlara işlemediği dilden dile dolaşırdı. Şimdi ise artık bu uygulamaya konulmuş ve açıkça beyeğan ediliyor.Atatürk bu bankayı açarken acaba neler düşünmüştü?

Cumartesi, Eylül 24, 2005

ANGUT GARANTİ BANKASI



Kimileri parasını yabancı sermayeli bankalara yatırmaya karşıyken ben ise sermayenin globalleştiği zamanda bu tür ayırımları yapmam. Bakacağım şey hizmet kalitesi ve müşteriyle kurduğu iletişimdir.

Okulumuzda geçen sene garanti bankası ve hsbc stant kurmuşlardı. Kredi kartı satmaya çalışıyorlardı. Ben de her ikisine birden başvurmuştum.HSBC başvurum çok kısa sürmüştü. Verdikleri formu doldurup stanttaki görevlinin nufus cüzdanımı ve ögrenci kimliğimi fotokopi ettirmesiyle başvurumu bir günde halletmiştim. Garanti bankası için aynı şeyleri söyleyemem. 5 sayfalık başvuru formu ve garantör isteği vardı formda. Garatör hakkında 2 sayfalık form. Garanti Bankasının okulda niye stant açtığını anlayamamıştım.Garantör olarak babamı göstermiştim. 2 gün sonra okula gittiğimde stant görevlisinin yerinde olmadığını gördüm. Bu böyle gidip gelmeler yaklaşık 2 hafta kadar sürdü. Stant orda ama görevli ise gaipti.3. haftada ise görevli yerindeydi sonunda formu vermeyi başarabilmiştim fakat bana demez mi nufus cüzdanın ve ögrenci kimlik belgesini fotokopisini çektir de ver.iyi dedik çektirdik getirdik verdik. Aradan 1 ay gibi bir zaman geçti HSBC kartım çoktan elimdeydi. alışveriş bile yapıyordum. 1 ay sonucundan garanti bankasından işime yaramayacak olan bonus atm kartı geldi. ardındna 2 hafta sonra bir mektup geldi mektup da" kredi kartınız elimizde bize şu eksik belgeleri göndermeniz gerekiyor babanızın nufus sureti kopyası, pasaport belgesi, sizin nufus suretiniz, ögrenci belgeniz ve şu mektubun kendisini ..... numaralı telefona fakslayınız Dumur mekaniznam çalışmış sinirlerim bozulmuştu. İstenen belgeleri faksladım. aradan bir ay gibi bir zaman geçti elime bir mektup daha geçti " sayın erins kartınız elimizde eksik belgeleri fakslayınız ögrenci belgeniz , nufus cüzdanınız ve bu mektupu şu numaraya fakslayınız Ben tamamen çılgına dönmüştüm. garanti bankasına mail atarak durumu ilettim bir kredi kartı başvurusu için 3 ay gibi bir zaman geçtiğini hala eksik belgeler oldugunu söylüyorsunuz gibilerinden birşeyler yazdım. hemen akabinde bana telefonla ulaşıldı eksik belgeleri gönderdiğim takdirde kredi kartımın derhal gönderileceğini söylediler ben de bu belgeler başvuru yaparken istenmemişti şimdi niye istiyorsunuz diye bir soru yönelttim şimdi isteniyor gibi işi geçiştirici bir cevap aldım.gerekli belgeleri faksladım ve sanırım kredi kartım başvuru tarihinden 4 ay sonunda elime geçmişti.üstelik limiti 400 milyondu. (hsbc 500)
bonus kartımla alışveriş yapmıştım. ve bugun ödemek için bankaya gittim. banka kapalıydı. Ben de ATM ye yöneldim. kartı soktum şifremi istedi ben bir şifre uydurdum şifre almam için 444 0 333 numaralı telefonu açmam gerektigini yazdı ekranda. HSBC de ise ATM şifre istemiyor. Bugun aradım karşıma her zmanaki gibi bilgisayar çıktı kartımı tuşladım ve daha sonra karşıma müşteri hizmetlerindne biri çıktı bana şifre alabilmem için birkaç soru sordu. ben de yanıtladım doğum tarihimi sordu ben de yanıtladım Burada farklı bir şey yazıyor dedi ben de ne yazdığını sordum o da buna cevap veremem dedi nasıl veremezsiniz bu benim bilgim eğer orada ne yazıyor ise benim bilmem hakkım dedim o da buna yetkim yok dedi. ben de o zaman orada yazanı düzeltin veya başka bir soru sorun dedim. olmaz bu soruyu geçmeden diğerlerine geçemem gibi düz mantık bir cevap aldım. karşımdaki bayan şubeye gidip şifremi teyid ettirmem gerektiğini söyledi.kendi yaptığı hatalanın cezasını ben çekecektim. ben dedim gidemem siz düzelteceksiniz onu ben 3 kere nufus cüzdanımı faksladım eğer bir hata varsa bu sizin. sizin düzeltmeniz gerekiyor karşımdaki kadın buradan düzeltme yapılmıyor şubeye gideceksiniz diye üsteledi. daha sonra başka bir arzunuz var mı diye soru sordu ben de evet kredi kartı şifremi ögrenecektim dedim.gene aynı diyaloglar yaşandı daha sonra kadın tekrardan başka bir arzunuz var mı diye sordu. Ben ise iptal olmuştum telefonu şak diye kapayıverdim.

Sonuç : aynı zamanda başvuru yapmama rağmen HSBC ile daha çok alışveriş yaptım Bonus kartı bir kere kullanabildim. Kazanan HSBC oldu kaybeden ise yoğun bürokratik işlemler isteyen hala 1913 ün taylorist zihniyetiyle çalışan (işbölümü yoğun, herkes bir işlemi yapıyor, çok fazla işbölümü olması bilginin ulaşma hızını engelliyor ve irtibat kopuk oluyor ) garanti bankası oldu.Gelecek hafta hesap kesimi olacak benim mahallemdeki banka kapalı ben de haftaiçi okulda oluyorum yani bankaya çalışma saatleri içersinde gitmem namümkün. cuma günüm ise boş hesap kesimi perşembe zararlı çıkan ben oluyorum.düşünüyorum ve şu soru aklıma geliyor Garanti Bankası özel bir banka mı yoksa kamu bankası mı ?
bankalarla aram hiç iyi değil bir daha blog da türkiye iş bankasının negatif ayrımcılığından bahsedecem.

Perşembe, Eylül 22, 2005

garden state


Ülkemizde vizyona girmemiş 2004 yapımı Zach Braff tarafından hem yazılmış hem yönetilmiş hem de başrol oyunculuğu üstlenilmiş bir amerikan bağımsız filmi "garden state" . Konusu kısaca şöyle : Andrew 26 sında henüz oyunculuk kariyerinin başında hayattaki hedeflerini tam olarak belirleyememiş , hayattaki varoluş sebebini araştıran çeşitli ilaçlar kullanan bir gençtir. Kendisi L.A. 'de yaşamını sürdürmektedir bir gün babası ona annesinin ölümünü haber verir ve Andrew annesinin cenazesi için New Jersey 'e birkaç günlüğüne döner Bu birkaç gün onun hayattaki arayışlarını bulmasında yardımcı olmasını sağlayacaktır zira tedavi için gittiği klinikte Sam 'le (natalie portman) tanışır ve olaylar gelişir.

Konusuna kısaca değindikten sonra filmin alt metni bize neler demek istiyor kısaca bunlara değineyim. Film bir uçağın türbülansa girmesiyle başlıyor uçağın içersinde tam bir panik havası ama tek sakin kişi Andrew Burada Andrew 'in kendisini toplumdan soyutladığını anlayabiliyoruz kendisinin ne kadar hissiz ve duyarsız bi kişi olduğunu kendisi de ilerde çeşitli anlarda dile getiriyor. Bu soyutlama biçimi bir sonraki sahnede kendisini daha da belli ediyor. Her tarafı bembeyaz bir oda, steril bir hayat sürdürdügünü dışarıyla bağlarını kopardığını, kendisine ayrı bir dünya yarattığını anlatıyor bize. hemen ardından zaten telefonda babasının kendisine "telefonu açmazsan seninle iletişim kuramam" demesi de bunu belgeliyor. Dolabı açıyor baştan sona ilaçlarla dolu. Kendisi ilaç bağımlısı. Dışarıya çıktıgında aslında neden kendisini izole ettiğini anlıyoruz. Trafik, lokantadaki bayanın isteği daha doğrusu hayatın kendisi ona saçma geliyor. Bu yönden onu biraz da albert camus nun yabancı romanındaki meursault ya benzetiyorum.
New Jersey 'e döndüğünde eski arkadaşlarını görüyor. Eski arkadaşları onu bir dizinin bölümünde gerizekalı rolünü çok iyi yaptıklarını dile getiriyorlar. Burası önemli çünkü ilerki safhada Sam ona gerçek gerizekalılardan daha iyi bir gerizekalı rolü yaptığını ve onun gerçek bir gerizekalı olduğunu düşündüğünü söylüyor Bu da bize Andrew in dünyadan bağlarını ne kadar iyi kopardığını anlatıyor. Andrew genelde sade ve basit cümleler kuruyor. Bu da filmin biraz durağan ve sıkıcı ilerlemesine bunun bir sebebi de verdiği her cevabın didaktik bir dile yakın olmasından kaynaklanıyor olabilir. Bu durum hep böyle devam ediyor fakat filmi izlenebilir kılan kısmı ise Sam in kareye göründüğü andır. Burada da bir klişeye takılıyoruz hatta bu filmde birkaç sahnede de gördüm, bir şeyleri pazarlamaya çalışıyor gibi cümleler vardı. örneğin Andrew in yahudi olmasından dolayı bir yerde yahudi geleneklerini didaktik bir şekilde anlatıyor. Bir diğerini de "life magazine" için yapıyor. Sam ise tanışma esnasında bak ben the shins dinliyorum
al hadi sen de dinle çok güzel , deyim yerindeyse bir altyazı geçmediği kalmamıştı.Bu gibi klişeler film boyunca rahatsız etti beni. Bu yüzden filme bir türlü tam ısınamadım özellikle ikinci yarısı benim açımdan daha da sıkıcı geçti Filmi izlenebilir kılan kısmı Sam in güzelliği ve biraz da abartılı oyunculuğu oldu. Sam in ilginç kişiliği Andrew 'le uyum sağlıyordu. Sam yalan söylemeyi alışkanlık olarak edinmiş fakat akabinde yalan söylediğini itiraf eden sara hastası genç bir bayandır. Değişik alışkanlıkları vardır örneğin canı sıkılınca değişik sesler çıkartır, değişik bir şekilde dans eder. Film ikisinin hisleri, düşüncelerini ve ikisinin birbirne karşı besledikleri duygularını açığa çıkarmakla ilerler. Bu anlamda seyircinin daha iyi empati kurması sağlanır.
Filmin en komik yeri ise aslında Andrew in "evet lan hayatın anlamını buldum" ifadesini verdiği yerde geçer. Hakkaten çok komiktir 26 değil 16'lık delikanlının yapacağı türden bi harekettir. Andrew in arkadaşı onları bir uçuruma götürür burada gene bir didaktik konuşma geçer "ormanları koruyalım sivil toplum örgütlerine kulak verelim" cinsinden buradaki yeri koruma adına bir bekçi vardır bu bekçi ufacık bi kulubede yaşamaktadır karısı ve çocuguyla beraber ama mutludur. Hiç olmayacak şekilde hayatındaki mutluluğundan bahseder ve sonsuz derinlik hakkında bir sohbet geçer burada andrew in kafasında ampul oluşur "tabi ya sonsuz derinlik der ulan nasıl düşünemedim bunu ben der ve dışarı çıkar ve bağırırlar. kısacası klişenin allahıdır. Sonunda bu 4 günlük New Jersey seyahati esnasında Andrew hayatının anlamını aşkını bulur ve Fraou nun let let go adlı süperötesi şarkısıyla film biter.

sonuç olarak yanınıza bir adet sevgili alın o yoksa yastığa sarılarak izleyin bu filmi. Fazla bir şey beklemeyin ancak sevgiliyle izlenirse o zaman bir şeyler bekleyin ( sevgilinin size ne kadar romantiksin diyişini şimdiden duyar gibiyim) orta karar bir minimalist filmi. Eternal Sunshine Of the Spottless Mind bundan daha izlenebilir (en azından kurgu ve yaratıcılık açısından ) Elimizde iyi bir konu fakat kötü işlenmiş ve soundtracki itinayla seçilmiş harika şarkılardan oluşan bir film var.

Pazartesi, Eylül 19, 2005

FRANSIZ TELEVİZYONU TV5 DEN İSTANBUL' A FARKLI(!) BİR BAKIŞ


Geçtiğimiz cumartesi ve pazar günleri fransız kanalı TV5 toplam 24 saati istanbul un tanıtımına ayırmıştı. ülkemizin ve güzide şehrimizin tanıtımı açısından bu programın çok fayda getireceğini düşünmüştüm. Yanıma fransızca bilen ablamı alarak programın belli bölümlerini izledik. fakat fransızların çizdiği istanbulla benim kafamda yarattığım istanbul arasında çok büyük fark vardı.Fransızlar istanbul u oryantalist bi şehir olarak tanıttılar. Gösterdikleri istanbul mahalleleri hep izbe mahallelerdi. oradaki insanların çaresizliğini çocukların kirli çamurlu sokaklarda top oynamalarını ve özellikle türbanlı kadınları göstermeleri istanbul u geri kalmış ülkelerle aynı kefeye koyar gibiydi.röportaj yaptıkları insanlar istanbul da yaşadıkları sorunları çok keskin bir gerçeklikle dile getiriyorlardı.bir adamın: " buralarda bazı mahallelerde geceleri dışarı çıkmak çok tehlikeli demesi benim bile kanımı dondurdu. Genellikle istanbul 'un Avrupa yakasını gösterdiler. nargile kahveleri, bıyıklı küçük esnaflar, seyyar satıcıların sesleri, trafik, müzeler, en çok güldüğüm şey ise arabesk müziklerin alt yazı olarak fransızcaya çevrilmesiydi.
daha sonra ekonomik kriz nedeniyle türkiye'nin gerçeklerinden bahsettiler. asgari maaşın düşüklügünden , ülkedeki turizm politikasına değindiler. Burada acı bir gerçeği gösterdiler. ekonomik kriz nedeniyle osmanlı bankası nın hazine bölümünde çalışan gayet bilgili gözüken 30lu yaşlarının ortasına dem vuran bir insanın dramını anlattılar. bankası battıktan sonra tatil beldesine kaçıp orada hediyelik eşya satan bu adam aslında türkiye televizyonlarında hiç gösterilmemiş ekonomik kriz zedelerinden sadece biriydi. Bu durum benim oturup tekrar tekrar düşünmemi sağladı ve ne kadar büyük bir tehlikenin içinde olduğumuzu idrak ettim.

İlk başta fransız televizyonun bu görüntüleri beni kızdırmıştı. fakat daha sonraki yayınlarının da bu tutarlılık da oldugunu görünce kızgınlığım geçti ve ne kadar enayi yerine konulduğumuz aklıma geldi. Bu ülkenin gerçekleri kendi halkından saklanıyor. TV yi açtığımız zaman gördüğümüz şeyler Türkiye nin olmayan yüzleri. sanal bir gerçeklik yaratılıyor ve bütün halkın buna inanması bekleniyor. Bu gayet başarılı oluyor nasıl mı? Diziler , eğlence programları, magazin programları , haberlerdeki habercilik yerine olaydaki magazinel tarafın daha ağır basması. Birileri bizimle çok pis bir şekilde dalga geçiyordu. Tek taraflı bir bakışın medyada hakim olmasıydı bu. Dizilerde neden sadece başı açık insanlar oynuyor ? Dizilerde neden arabesk kültür karikatürleştirilir ? Dizilerde neden hiçbir oyuncunun etnik kültürel bir özelliği verilmez. Neden dizilerdeki bütün ermeni kadınlar orospu veya mama , kürtler illegal varlıklardır ? Biz neden hep zenginlerin problemlerini dertlerini ve açmazlarını ve beyaz adamın nasıl sevgi sözcükleri mırıldandığını dinlemek zorunda bırakılıyoruz ? Bu ülkede neden ekonomik kriz hakkında bir film çekilmez ? bu ülkede neden sokak kültürü hakkında bir belgesel çekilmez ? Bu ülkede kürtlerin de diğer vatandaşlar kadar eşit oldukları söylense de neden bir tartışma platformunda bir kürtün görüşü alınmaz veya neden şehit anaları sadece mezar başında gösterilir ?
bir şeyler eksik. oyun ise sürüyor. Medya tetikte her an yeni bir TV idolü çıkabilir aman dikkat izlemeye devam edin. İktidarlar ise perdeyi aralayarak manzaranın harikalığından dem vuruyorlar.

Cuma, Eylül 16, 2005

deneme ve ilk yazı

Uzun bir zamandır yazmak istiyordum. Aboo Bey ' in http://ferhatural.blogspot.com/ bi seneden beri Sefertasına gerekli ilgiyi gösterememesinden dolayı bayağı bir şeyler biriktirdim zihnimde. İnternette artık kişisel blog siteleri günlük vazifesini görüyor pekala ben de kendi günlük sitemi oluşturabilirim. Bunun için tek yapmak gereken şey yazmak. blogspot her şeyi düşünmüş

Kendi meseleme gelince bu sitede kendi düşüncelerim fazlasıyla olacak. Bu her şey hakkında olabilir. yeni bir albüm , film, maç, sanat , toplum , seks ama fazlasıyla kişisel olmasına özen gösterecem belki öykü veya denemelerim yer alabilir kimbilir zaman gösterecek.