erins personal: Temmuz 2007

Salı, Temmuz 03, 2007

way bea 3

Kurgusuz kuralsız girişilen "way bea" serisi tutunca sorgusuz sualsız üçüncüsü koptu meydane. Her şey bir yana dolu olup da yazamama ve en acısı ise içinde depreşen duyguları doğru dizine ve iyi bir hikayeye dönüştürememe dolaysıyla acıya ağrı kesici teskin etkisi veren "way bea" serisinin oluşması . Böyle olsun istemezdi yurdaerlerim varsın kopsaydı destansı bir hikaye, blogger camiasında fetih menzili yaratsaydı, Çin'deki türklerden post alsaydı ama gelgör ki iş/biznis arasında bile böyle bir way bea serisi bile çıkartabilmek beceri işi doğrusu.
Niye way bea ? Açıkcası bilmiyorum "ohh bea" de olabilirdi ama ticarileşmek istemedim (bknz Avea) postlarda da hadi ordan yürü ticari gibi benzeri lafları işitmek istemedim. Aslında bu soru aynen varlık sorgulamasına benzer "neden xxx" kalıbı uyuz bir kalıptır ve cevabı karşı tarafı ikna etmelidir ama ben öyle yapmam tam tersine en anlamsız cevabı yapıştırım. Örneğin Neden size işe alalım ? diye soruldugunda; Çünkü (be koooğğz + Türkçe'de hiçbir cümle bağlaçla başlamaz) her sabah işe gelirken La linea'da ki Bay çizgi'nin kahkahasını patlatırım kart okuma yerine. Öğlenleri 13.25 ile 13.47 arası telefonlara bakmam, öğleden sonra 15'te dahili bir numarayı arayıp karın seni aldatıyor der kapatırım saat 17'de kalp krizi geçiriyor numarası yaparım " Cuma günleri dress code olmadığından dar strecth metalci deri pantolonla gelir, uzun kıvırcık peruğumla arzı endam ederim. Cuma günleri telefonları "ohh yeaa" diye açarım. "How can i help you" kalıbını ingilizce bilmeyenlere karşı kullanırım. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama hiçbirisini gerçekte uygulamak mümkün değil, çünkü insanlar mantıklı/normal/düzgün işler yaptığını sanıyor, ama asıl bunlar, normal/mantıklı dedikleri şeyler, saçma ve ne kadar saçma olduğunu ispatlamak için onlar kadar saçmalayınca kendi saçmalıklarını kabul etmeyip senin saçma olduklarını söylüyorlar ve ağızlarından bir namlu uzunluğunda saçma fırlatıyorlar.
Godard ne güzel demiş Alphaville'de "I refuse to be what you call normal" işte bu yüzden way bea

wayy bea 2

Dünün bugunden, bugunun yarından farkı olmayan ; dakikaların bir sonraki dakikayı izlemesinin zorunluluktan başka geçerli sebebi olmayan bir zamanın içinden yazmaktayım. Heyhat 2 ay geçmiş. Bazen bakıldığında 1 gün cok zor geçer bazen bakıldığında 1 sene çok çabuk geçer. 2 ay da böyleydi. Kimi saniye, bir dakika gibi geçti. Kimi dakika 1 saniye gibi geçti. Yok mudur kuzum bunun dengesi ? Vardır ama insan neyi ne zaman istediğini ve neyi ne zaman ulaşacağını bilmez. Tatminsizlik ve zaman. Zaman ve tatminsizlik mi demeli yoksa ? Daha iyisi, daha verimlisi. ama hangisi ?
Seçiyorum dostlarım. Tepkisizliği. dakikalar ilerlerken ona bakmayı seçiyorum, daha doğrusu seçmek zorunda kalıyorum. Dakika 1 bir şey yapmıyorum. Dakika 2 bir şey yapmıyorum. Dakika 3 bir şey yapmıyorum. Dakika 4 bir şey yapmıyorum. Dakika 5, dakika 4'te neden hiçbir şey yapmadığımı sorguluyorum. Dakika 6, dakika 4'te hiçbir şey yapmadığımı sorgularken dakika 3'ü sorgulamaya başlıyorum. Dakika 7, dakika 3 'te niye hiçbir şey sorguladığımı fark ederken, Dakika 8'de, dakika 2'de de hiçbir yapmadığımın farkına varıyorum. dakika 9 oluyor, dakika 9'da da dakika 1'de neden hiçbir şey yapmadığımı sorguluyorum ve oluyor dakika 10. 10. dakikada 10 dakikadır hiçbir bok yemediğimin farkına varıyorum ve devamlı bir pişmanlık ve basiretsizlikle geçen 10 dakika mı demeliyim yoksa 2 ay mı, ömür mü ? Hala aynı yerdeyim. İnsan fazla düşününce hiçbir şey yapamıyor. Az düşününce hata yapıyor ve pişman oluyor. Her 2 durumda da pişmanlık kaçınılmaz. Peki birincisinin ikincisine avantajı ne ? ya da ikincisinin birincisine avantajı ne ? Hangisi nispi olarak daha fazla ? Kim bilebilir ? Her şey fazlasıyla subjektif. ama herkes subjektif olurken başkasının subjektif olma hakkına tecavüz eder.
Hey dostum bir şeyler yap silkin artık der dediğinizi duyar gibiyim
dakikalar ilerliyor 11. dakika...
Daha çok var 12'ye. Bugun yatayım yarın kalkınca düşünürüz.
Nasip.