erins personal: Ağustos 2007

Cuma, Ağustos 17, 2007

kavak yelleri esiyor perşembe geceleri

Sabah kalktım günün perşembe olduğunu içimdeki belirsiz huzursuzluktan fark ettim. Perşembe ile yıllardır yıldızım barışık olmamıştır, zira perşembe öyle anlamsız bir gündür ki ömrümüzü uzatmaktan başka işlevi olmadığını bile bazen düşünürüm, çünkü perşembe arada kalmış bir gündür, haftanın ortası olan çarşambayla; iş, okul hayatının son günü olan cuma arasında kalmış, köprü vaziyeti gören geçmesini istediğimiz bir gündür. Üstüne üstlük ağır bir popüler kültür tüketicisi olarak da (futbol maçları, komedi programları, konser) perşembe günü güzel bir etkinlik veya program oldugunu da pek ender rastlamışımdır şu yaşımda. Perşembe hakkında bu kadar olumsuz düşüncelere sahipken, saat 20.00 sularında her hafta izlemeye çalıştığım, kavak yelleri dizisi olduğu istemsizce aklıma gelir. İşin garip tarafı ben belki hayatım boyunca oturup bölüm sektirmeden dizi izlememeişimdir, hele türk dizisi... Şaka gibi ama gerçek.
Kavak Yelleri, son zamanlarda takip ettiğim kadarıyla tv'deki en iyi gençlik dizisi. Ne abartı, ne zevzek, ne de zengin genç fakir genç çatışmasını klişelere takılarak anlatıyor. Birincisi Urla gibi şirin bir yerde çekerek dizinin samimi olan dilini çevre faktörlerini ve oranın yaşayış biçimini içine katarak samimiyetini sağlamlaştırmış. İkincisi ise çevreyi küçük tutarak, diğer dizilerden farklı olarak bu küçük çevrenin dertlerine derinine kadar inebilmeyi başarmış; yani buradan kasıt şu : örneğin x karakterinin bir bölümde derdi sınıfta kalma korkusuysa, diğer bölümde de bunu tırmalamış. Üçüncü nokta ise tempo. Dizinin temposu olağanüstü, eş zamanlı birkaç farklı olay yaratılarak bunlar arasındaki geçişler sağlanarak dizinin heyecanı bir kat daha arttırılmış. Böylelikle tek bir bölümde bir olaydan daha fazla olay oluyor. Dördüncüsü ise devamlılık, bir bölümde kalan problem tek bir bölüm içersinde çözülmüyor, sürekli yayılarak ilerliyor dolaysıyla diğer bölümü de izlemek zorunda kalıyorsunuz. Son olarak da dizinin müziklerine değinmeden geçmek yakışıksız olurdu. Pinhani gibi ruhun derinliklerine inen bence namelerini Anadolu'dan alan bu güzel grubun müzikleri, dizinin ritmiyle, öyküsüyle birebir uyuşmuş. Dizinin diğer başarılı olduğu konu ise birey-aile çatışmaları. Hangimiz ailemizle, hayatımız ile ilgili konularda kavgalar etmedik lise yıllarında. Hangimiz sevgilimizi ailemizden gizlemek zorunda kalmadık veya hangimiz aşk acısı yaşamadı o yıllarda. Hangimiz annesini babasını değiştirme imkanını düşünmedi o yıllarda. Bu diziyi izlerken insanın eski yıllara yolculuğa çıkma şansını yakalama ve diplerde belki tortularda halledemediğin problemleri tekrardan görebilme, bilinçaltının bir şekilde katharsis yaparak dışavurumunu sağlama veya hala geçmişle olan hesabı kapatamadığınızı hissedebiliyorsunuz. Bir dizi bunları yaptırabiliyorsa hem oyuncuları hem de bu duyguları aktarmayı başarabilen senaristi ve de çekim ekibini kutlamak gerek. Dizinin hiçbir bölümünü izlememiş olan veya bölüm kaçırmış olanlar buradanizleyebilirler.
Söylediklerine göre Dawson Creek denen dizinin türk versiyonuymuş. Ben o dizinin bir bölümünü izlemeye çalışırken sinirlerimi ve sabrımı boşuna yormaya gerek olmadığını düşünerek bir daha izlemeye tenezzül etmemiştim. Bizimkiler ne yaparsa illaki bir yafta yapıştırılır.

70 milyonluk ülkeyiz; bunun yaklaşık 40 milyona yakını genç ama doğru düzgün ne gençlik dizisi var ne de çocuk programı. Allahtan 80'lerde çocuktum da esteban'ı, Voltran'ı falan hala hatırlıyabiliyorum. Şimdiki çocuklar magazinle uyanıp magazinle yatıyorlar. Digitürk 'ü olan birkaç şanslı aile de digitürk 'un uyduruk çizgi filmlerine mahkum. Geriye nitelikli 3-5 bir şey kalıyor. Futbol olmazsa zaten tv çekilecek işkence değil. At gitsin çöpe.

Sözün özü kavak yelleri güzel dizi oturun izleyin. Tv izlemek gereksiz bir vakit kaybı ama vazgeçemediğin kötü bir alışkanlık. Dengeyi siz bulun. Haftaya aynı saatte burada olun.

Cuma, Ağustos 10, 2007

yaratıcılık ve kasaturacılık

Temmuz ayını geride bırakırken geride bıraktığımın sadece 1 ay değil de bunun yanında bir çeyrek asrı geride bıraktığımın istemeden de farkındayım. Yaşlanma duygusuna kapılıyorum, galiba artık kendimi çok genç hissetmiyorum 30'uma 4 kaldı, hala voleyi vuramadım amma velakin Bateman çıldırdığında merhaba 30'lu yaşlar ve 90'lar demişti. Bir umut var mı ? Olmasa burada işim ne ? Yavaş ilerleyişe mahkumuz. İş hayatında da bunu öğreniyorsun yavaş yavaş sindirmeyi her şeyi. Sadece tecrübe baabında değil, normalde yapmayacağın şeyleri veya kaldıramayacağın davranışları sindirmeyi. Bir şekle giriyorsun, daha doğrusu seni bir şekle sokuyorlar ister kabul et, ister etme ve normalleşmeye başlıyorsun. Diğerlerinden davranış olarak farkın kalmıyor. Normlara uymaya başlıyorsun. O senin bünyene giriyor. Sonuçta sıkıcı bir hayatın oluyor. Haftasonu geldiğinde seviniyorsun.

Üniversite kötü bir şeymiş bunu anladım. o 4 seneyi çok feci çarçur ederek yaşamışız. Ne seni iş hayatına alıştırıyor ne de hayata... Garip bir yer, sınav var diyorlar, gidip kitaptaki bilgileri ezberleyip yazıyorsun, ama seni ne iş hayatına hazırlıyor ne de normal hayatın akışına, hani öyle sosyal bir amaç güdülerek kurulmuş kurumlar gibi.(Bir sosyal aktivite olarak üniversitede okumak) Her gün gitmene de gerek yok, 3 gün gelsen yeter, Dersten istediğin zaman çıkabiliyorsun ama işyerinde öyle mi, sıkıldım girmiyorum deme lüksün yok. Bunun yanında bu monotonluk senin yaracılığını kesinlikle baltalıyor. Yaratıcı olacağım derken klişelere takılıyorsun, Bir nevi levent kırca oluyorsun. Aynı şarkıları dinlemeye başlıyorsun 2 aydır yeni bir grup keşfetmediğini fark ediyorsun veya yeni bir kitaba başlamadığını. Sinemaya çok ender gittiğini fark ediyorsun; ama gene garip bir şekilde çok mutsuz değilsin. İşyerinde o tip şeyler aklına gelmiyor. Sadece işe odaklanıyorsun. Garip bir şey işte... Tek düşündüğün şey haftasonu gelsin de fazladan uyuyayım işe gitmemeyeyim.

Arkadaşları tek tek askere uğurluyoruz. İnsan komplekse giriyor, ulan herkes gitti bir ben kaldım gitmeyen şeklinde. Kasım'da aşk başkadır diyerek, kışlaya olan hasretimi sona erdiriceğim. Şafak 81.
yaylalar yaylalar