erins personal: Mart 2006

Çarşamba, Mart 01, 2006

BİR İF! İSTANBUL ARDINDAN...


bir if! istanbul daha geldi geçti.Her sene cok heyecanlanarak gittigim ve beğeniyle izlediğim filmler üstelik bu sene caddebostan afm sinemasında da gösterimr girdi. ve beni ayrı bir mutlu etti. çünkü taksim e gitmek gerçekten ayrı bir bilet parasına mal oluyordu Bu da beni bir güne 3 film sığdırmama neden oluyordu. allahtan organizasyon yetkilileri böyle bir atılımda bulundular ve beni çok büyük bir dertten kurtardılar. Bu, festivalin benim açımdan en olumlu yanıydı. şimdi peki caddebostan afm buna hazır mıydı diye soracak olursanız cevabım hayır değildi olur. üstelik insanlar bile hazır değildi. Hit filmlerde bile yer yer boşluklara rastladım herhalde ya festivalin iyi bir tanıtımı yapılmadı veya insanlar anadolu yakasına yönlendirilemedi.Bu seneki festival diğer senelere göre daha sönük geçti.Bu da sanırım izleyeciye yansıdı. Geçen senelerde İf! istanbul yaklaşırken tv de reklam kuşağında teaser i bile dönerdi.Bu sene birkaç sinema programı dışında pek gündem bulamadı kendisine.Caddebostan afm içersinde de bir festival havası gözlemlenmiyordu.üstelik Gösterime sunulan filmler bir sinema salonunda değil de afm nin 4. katında adeta diğer katlardan izole edilmiş bir tiyatro salonunda yer bulabildi.Bu çok mu önemli.Bence evet çünkü eğer bu bir festivalse festivalin anlamı verilmelidir. üstelik ana akım sinemadan farklı olarak bir bağımsız bir film festivaliyse daha bir festival havasında geçmelidir.ikinci bir itirazım ise film başlamadan önce gösterilen reklamlar. Bana kimse sponsorluktan veya filmi reklamlar sayesinde izlediğimden bahsetmesin çünkü ben de bunu diyenlere bunun bir "bağımsız film festivali" olduğunu hatırlatırım yani yapımcının gene yönetmenin kendisi olduğu veya film hakkında ticari kaygılar gütmeyen bir sinema şirketinin filmi sahiplenerek filmi dağıtıcılara ulaştırması görevini üstlendiği filmlerdir.Bu yüzden yaklaşık 10 dk süren, festival boyunca aynı sırayla gösterilen reklamlar izleyiciye yapılmış bir hakarettir. izleyiciyi aptal yerine koymak ve izleyecilerin sırtından para kazanmaktır. Satın alınmış bir malın reklamı olmaz. hadi mademki bu yola giriştiniz, ticari kaygı güdüyorsunuz bunu da bari festival mantığı içerisinde yapın; yani henüz bileti tükenmemiş veya fazla bilet satmamış bir filmin fragmanını gösterin.hiç olmazsa bir işe yarasın.Bu reklamlar meselesi yüzünden ben bir filmden oldum. normalde 10 dk süren reklamlar benim gittiğim gün nedense 6 dk sürmüş ben 8. dk gittigimde içeri alınmadım. Filmin başladığı söylendi.Prensipleriymiş biletin üzerinde yazdığı saatte film başlasa prensip oldugunu anlayabilirim; fakat niye her seferinde biletin üzerinde yazdıgı saatte gidip 10 dk reklam izlettirme işkencesine katlanayım? Böyle prensip olmaz.Fimlere gelince festival filmlerinden çok büyük şeyler beklemeyin üstelik yönetmenin ismi duyulmamışsa beklentinleriniz karşılanmayabilir. Daha çok bu yönetmen yeni bir şeyler söylüyor mu veya ne söylemeye çalışıyor veya bu filmde neyi denemiş bu gibi sorularla filme gidilirse salondan daha memnun ayrılınır.Benim gittiğim filmlerde gördüklerimi kısaca aktarmam gerekirse :
Citizen Dog-yurttaş köpek :
Uzakdoğu sineması tercih ettiğim bir sinema değildir.Genelde çoğu kült filmlerdir ve anlatım dili hiç avrupa sinemasına benzemez. Bu yüzden nedense kendime hep uzak bulmuşumdur. Bu film de bir tayland filmi. Bu filmi de kendime çok uzak buldum. Amelie filminin bir uzakdoğu versyonu diyebilirim ama çok kötü bir uzakdoğu versyonu. Verilen sürrealist absürdlükler cok basite indirgenmiş. tahmin edilebilen cinsten. daha önce denenmiş kareler. Filmin artısı farklı oluşu. Kullanılan renkler çok canlı.sanırım Dv kamera kullanılmış ama anlatılan hikaye çok bayık kısacası ilk gördüğüm film beni hayal kırıklığına uğrattı.eğer ara verilseydi mutlaka çıkar giderdim.


Occupation dreamland -görev hayal ülkesi: amerikadan ırak a gönderilmiş ve orada ıraklıların/amerikalıların güvenliğini sağlamak amacıyla görevlendirilmiş bir manganın psikolojik halini anlatan gerçekci bir belgesel.öncelikle askerler neden orduya katıldıklarını anlatıyorlar ordudan ne beklediklerini ve ileride kendilerini(savaştan sonra) ne beklediğini anlatıyorlar.Film son derece samimi. özellikle filmi izledikten sonra oradaki askerler için üzülüyorsunuz.Pis işleri yapan askerlerin çoğu "loser" kendileri de bunu biliyorlar. aslında niye orada olduklarının da bilincindeler. açık açık da söyliyorlar OPEC e yeni bir petrol ülkesi katmak için buradayız.Bazıları ıraklılardan nefret ettiklerini bazıları ise ıraklıları anlayabildiklerini söylüyor.başarılı bir yapım. insan sinemadan çıkarken iki kere düşünüyor.


nyocker-mahalle 2004
yapımı bir macar animasyon filmi. Film macaristan ın bir mahallesinde geçiyor ama bu mahallede her türlü pis iş dönüyor. bir de her türlüsünden pis herif var. çingenesinden, italyan pezevengine, rus torbacısına kadar. film bir rap şarkısıyla başlarken bir de sürekli küfürlerle bezeli oluşundan allah dedim konusu çok sıradan, basit bir arka sokak filmine geldim derken konu hayli bi enteresanlaştı ve ilk intibahım tamamen değişti ve bu filmi garip bi şekilde çok sevdim. çok eğlendirdi beni. herkese giydiriyor bin ladininden , amerikalılara, sahtekar polislere, AB ülkelerine kadar. içersinde güzel absürd ögeler barındıran taşlamalı yarı siyasi yarı komedi bir çizgi animasyon. çok uğraşılmış üstünde. bir kere hepsi 3D teknigiyle yapılmış bütün suratlar gerçeginden scan edilmiş ve üzerinde oynanmış bu yüzden mimikler çok hoş. yazıları okurken mimikleri kaçırıyorsunuz bu yüzden mutlaka iki kere izlenmesi gereken bir film.

mürekkep balığı ve balina eveeeeet işte tartışma, işte ikiyüzlülük, işte ironi, işte aile parçalanması ve yansımaları....
Film bu sene pekçok festivalden ödülle döndü. ülkemizde de mart ayında gösterime girecek, kaçıranlar üzülmesin. Film Bir tenis kortunda başlıyor eyvaaah diyoruz fırlatılan toplar ve agızdan çıkan küfürler bize acaba bir haneke filmine mi
geldik hissi uyandırıyor.Daha ilk sahneden film bize ileride ne gibi sorunlarla karşılabilecegimizin ipuçlarını veriyor. Son yıllarda sıkça işlenen "amerikan yaşamını, ailesi sorunlarını" ve boşanmanın bireyler üzerine etkisini anlatıyor. fakat bu filmin farklı bir yanı var.Bu sefer film diğer aile filmlerinden farkı olarak ebeveynlerin sorumsuzluğunu ve ikiyüzlülüğünü anlatıyor ve çocukların örnek model olarak seçtikleri anne babalarının kendilerini negatif şekilde yönlendirdikleri bunun da çocukların gelişmekte olan psikolojilerinin altüst oluşunu bütün çıplaklığıyla veriyor. Filmin farklı bir yanı ise diğer amerikan ailelerinden farklı olarak buradaki anne babanın entellektüel camiadan oluşu. Sürekli verilen entellektüel örnekler filmi zenginleştiriyor özellikle "jean luc godard" ın breathless filmine atıfta bulunulması çok hoşuma gitti. diğer hoş bir yanı ise daha önce hiçbir amerikan filminde rastlamadığım entel babanın düştüğü ekonomik güçlükler(geçim sıkıntısı) ve bunun veriliş biçimi gerçekten çok çarpıcı ve gerçekci. izlenilmesi gereken filmlerden.

me you and everyone we know Amerikalılar aileye çok takık durumdular. gene bir aile trajedisi daha. gene bir boşanma, gene ironik yaklaşımlar ama gene harika bir film daha. Müthiş yakalanmış detaylar! müthiş eğlenceli bir film! Film belki 11 karakter etrafında dolanıyor ama bu 11 karakterde birbirleriyle aynı ortamlarda bulundukları için farkına varmadan birbileriyle aslında çok alakalılar. çok iyi verilmiş karakterler. müthiş tespitler.harika diyaloglara sahip belki kült mertebesine ulaşabilecek bir film.filmin yönetmeni aynı zamanda filmin başrol oyuncusu umutsuz aşık dijital sanatla uğraşan miranda july. kaçıranlara müjde mart ayında ülkemizde vizyona girecek mutlaka gidin izleyin.
ayrıca filmde sinemanın koptugu diyaloglardan birini vermeden geçemiyecegim : )) < > (( forever i’ll poop into your butthole and then you’ll poop it back into my butt and we’ll keep doing it back and forth with the same poop forever bu arada soundtracki de dinlenmeli ;)

refer madnness -duman çılgınlığı sadece ironilerle bezeli bu yüzden sonlara doğru artık iyice bayan, fakat müzikler ve oyuncuların performansı açısından incelendiğinde başarılı bir müzikal film. Özellikle yabancılaştırma efektlerinin çok yogun oluşu insanı bir süre sonra bayıyor. Bir de bütün klasik amerikan filmlerindeki tabularla dalga geçiyor. müzikler açısından ve danslardaki yaratıcılık açısından başarılı fakat son derece klişelerle dolu bir film. üstelik hafif muhafazakarsanız sakın gidip izlemeyin çıldırabilirsiniz.