erins personal: Aralık 2005

Cuma, Aralık 02, 2005

moonlighting (mavi ay)- trt kuşağı



Geçende oturmuş digitürk de kanalları geziyordum Retromax de karşıma çıktı.Heyecanlandım.Bruce Willis in sesini alev sezer in seslendirememiş olması gerçekten bir eksiklikti,kayıptı rahatsız ediciydi.Hemen ingilizce ye switch ettim.böylesi kulağa daha güzeldi.hem koltuğa hemde eskiye gömülmüştüm beni o diziye bağlayan bir şeyler vardı. Çocukluğuma dair bir anı olması mı ? Bruce Willis ve onun o hazırcevap ve her zamanki cool tavırları mı ? bayan maddie hayes in o altın sarısı saçları mı ? Bilemiyorum tek bildiğim Cuma akşamları saat 22 de tv başına mıhlanıp bu diziyi izleyişimdi.Bu dizide duygu vardı.bir türlü birleşemeyen david ve maddie nin hikayesi vardı.izleyiciye o sıcaklığı geçirebiliyordu Bu yüzden 20 sene sonra bile izlendiğinde aynı duyguları verebiliyor. ya şimdi bir dizinin ömrü ne kadar ? kalbimizdeki ömrü ne kadar ? 1 hafta ? 1 ay ? bazen 1 saat ?
yeni zaman felsefesi "carpe diem "
Bir dizi kendisini izlettiyorsa o dizi güzeldir/başarılıdır ?
TRT nin böyle bir derdi yoktu ; çünkü TRT den başka seçenek yoktu. TRT nin misyonu insanlara güzel şeyler verebilmekti. Örneğin TRT zamanındaki dizilere bakalım Perihaan Abla, cosby ailesi, charles iş başında,uzaylı zekiye hep aileye dönük ailenin ve toplumun birleştirici taraflarını anlatan dizilerdi.Şimdi ise TV dizilerine baktığımızda hep aile bağlarının kopukluğunu ve parçalanmışlığıanlatan diziler var desperate housewives, The OC, two and a half men, ve aklıma gelmeyen diğer diziler.İnsan düşünemeden edemiyor arada sadece 20 sene gibi bir fark var.20 senede dünyada çok şey değişti bu bir gerçek.Dünyanın bu kadar hızlı sürede kabuk değiştirmesinin yansımaları çok parlak görünmüyor en azından beyaz camdan ... %2</div

Cuma, Kasım 25, 2005

Sideways

şarap tadında bir filmdi. Son zamanlarda gördüğüm en güzel doğal esprilere sahip film. Filmin en çok güldüğüm yerlerinden birisi de şurasıydı.

--------------------------------------------------------------------------------
Miles Raymond: Well, the world doesn't give a shit what I have to say. I'm not necessary. Had. I'm so insignificant I can't even kill myself.
Jack: Miles, what the hell is that supposed to mean?
Miles Raymond: Come on, man. You know. Hemingway, Sexton, Plath, Woolf. You can't kill yourself before you're even published.
Jack: What about the guy who wrote Confederacy of Dunces? He killed himself before he was published. Look how famous he is.
Miles Raymond: Thanks.
Jack: Just don't give up, alright? You're gonna make it.
Miles Raymond: Half my life is over and I have nothing to show for it. Nothing. I'am thumbprint on the window of a skyscraper. I'm a smudge of excrement on a tissue surging out to sea with a million tons of raw sewage.
Jack: See? Right there. Just what you just said. That is beautiful. 'A smudge of excrement... surging out to sea.'
Miles Raymond: Yeah.
Jack: I could never write that.
Miles Raymond: Neither could I, actually. I think it's Bukowsky.

Salı, Kasım 08, 2005

üniversite ve gündem

uzun zaman sonra tekrardan yazıyorum bu yüzden kendimi suçluyorum ihmal etmemem gerekir yazma eylemini. bu kısa özeleştiriden sonra beni yazmaya iten sebebe girelim ufaktan.
Tarih : 2 kasım 2005
yer : Türkiye NTV stüdyoları
kişi : türk telekom müdürü mehmet ekinalan
konu : ADSL ın limitli olarak yükselmesini meşrulaştırma


Tarih : 3 kasım 2005
yer : kocaeli üniversitesi iktisadi idari birimler dersliği
ders : bilgi toplumu ve sosyal değişim
kişi : 1973 doğumlu, yardımcı doçent ünvanlı ismi lazım olmayan bir öğretim üyesi

Bu olay benim zaten üniversitelere var olan duyarsızlığımı daha da arttırdı. Telekom müdürü internete kota koyarak bilgiyi sınırladığını önemsizleştirip niceliğe önem veriyor. bakın "hız" ı arttırdık zaten ülkemizde kotalı kullanım daha yaygın diye de popülistçe olayı özetliyor. Evet ülkemizde kotalı kullanım daha yaygın olabilir ama bunun nedeni insanların interneti sınırlamak istemesinden değil ekonomik nedenlerle açıklanabilinir üstelik ülkemizdeki adsl hizmeti dünyanın pekçok ülkesinden daha pahalı. Devletin görevi bilgiyi sınırlamak değil tamtersine onu genişletip yurt sathına yaymaktır. fakat vizyonsuz kişiler anca günü kurtarma açıklamaları yapabilirler ve ne yazıkki hiçbir zaman tarihte kalıcı olamazlar.

ikinci kısıma gelirsek dersin adı bilgi toplumu ve sosyal değişim hocamız en fazla bizden 10 yaş büyük fakat kendisi sanki olan bitenden haberi yokmuş gibi derste konu dahilinde bir kelam bile etmiyor veya edemiyor. O önündeki kitapta yer alan konuyu aktarmakla kendisini sorumlu hissediyor çünkü sınava kadar konuların yetişmesi lazım; çünkü aksi halde bu bilgileri öğrenmezsek topluma yararlı bilgi üreten birer fert olamayız (!) dersin konusu ise daha ironik: bilgi toplumu içersindeki bilgi işçisi kimdir Bu noktada benim kayış kopuyor ve dersi umursamamaya başlıyorum. Akademiye olan bütün inancım sarsılıyor.

Biliyorum kafalar buğulandı. kafaların buğulanması çok normal çünkü öyle bir zamana geldik ki üniversiteler tamamiyle gündemden koptular. Dışaradaki hiçbir yeni bilgi onları önlerindeki "müfredat" kitaplarından alıkoyamaz.Sadece kitaba bağımlı kalan bir üniversite demagojiden başka bir şey üretemez.Demagoji üreten üniversiteden çıkan insan kümesi gün gelir ülkeyi yönetmeye talip olur Onların ülkeyi yönettikleri gün ülke kendisini yönetememekten aciz duruma düşmüştür.